Bahçede istenmeyen, kendiliğinden çıkan yabani otların halk arasındaki genel adıdır. Bostanla ilgilenen insanların sürekli onları sökmekle uğraşması, onları istememesi gayet normaldir. Yetiştirilen sebze ve meyvelerin büyümesini, olgunlaşmasını engeller onlar.
Ben önceden bilmezdim hangisi sebze, hangisi ayrık otu. Hatta severdim onları, kendiliğinden bitiyorlar, bahçeyi daha yeşil gösteriyorlar diye. Ama ne zaman ki bahçe bana emanet edildi; onu suladım, toprağı çapaladım, sebzeleri topladım, o zaman öğrendim ayrık otlarını. Onları sökmeye başladım ve gördüm ki bahçem daha güzel görünüyor. Fasulyelerim boy verdi, biberlerim büyüdü, domateslerim olgunlaştı. İşte o zaman, bahçeyi her sulamadan önce başladım ayrıkları temizlemeye.
Ayrık otlarını yolarken onları hayatımdaki gereksiz insanlara benzettim. Ne çok insan vardı etrafımda; içten olmayan, güvenmediğim ama yine de aram bozulmasın diye idare ettiğim. Enerjimi emen, emeğimin değerini bilmeyen, beni gereksiz yoran, hatta haset edip kötü düşünen insanların hepsi bahçemin ayrık otuydu.
Bir ağustos günü, domateslerin arasında ayrıkları temizlerken bir terapide olduğumu hissettim.
Bu bahçe benim dünyamdı. Ben de hayatımın bahçıvanıydım.
Ben de hayatımdaki ayrık otlarını temizlemeli, yaşamımı daha verimli kılmalıydım. Gerçek dostlara daha çok yer vermeli, gereksiz kalabalıkları çıkarmalıydım bahçemden.
Bu düşüncelerin yaş aldıkça olgunlaşması ne garip. Hâlbuki olaylar hep aynı, lakin bizim bu durumlara bakışımız bambaşka.
Besleyici domateslerin, semizotlarının, maydanozların arasında, onlara ve bize zarar veren bir sürü ot.
Temizle hayatından ayrık otlarını ama kökünden sök ki boy vermesinler bir daha yaşamında. Gerçek dostların güç bulsun, onlara vereceğin suyla doysun. Sen de beslen onlarla. Ayrıkları sök ve at çöpe. Bahçen daha güzel görünsün ve zamanını, emeğini seni besleyen gerçek dostlarına ayır. Bahçende güller açsın. Ruhuna iyi gelecek dostlar büyüt hayatının karıklarında.



